4 Ekim 2011 Salı

Neredeyim?

Köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek bana göre değil. Benim ayıyla işim olmaz. Olamaz. O ayı olduğu için ya da küçümsediğimden değil, ben onunla nasıl iletişim kuracağımı bilemediğimden... O benim için ayıdır, başka türlü davranamam. Davranmaya kalkarsam yüzüme gözüme bulaştırırım. Zaten ayıp gelir bana. Yapamam. Benim için en doğru yol ve en iyi bildiğim yol açık olmaktır çünkü. Buna alışmışım senelerdir. "Politik" olmak diyorlar buna. İş hayatının içine girmeden çooookkk seneler önce hayatımın en tatlılarından biri söylemişti bana bunu. Kızım sen benim gibi olma, politik ol, yoksa çok kaybedersin hayatta diye. Olamam. Olamıyorum. Kendimi zorlasam belki olabilirim ama içimde birşeyler direniyor. Bunun bir parçası olacağım diye korkuyorum, utanmaktan korkuyorum.
      Tam da göbeğine düşmüşüm. Yok, düşmüşüm dememeliyim, atmışım kendimi. Birbirinin yüzüne gülücükler savurup, arkasını döndüğü anda içinden canavar çıkan insanların olduğu bir dünyanın tam ortasına atmışım kendimi. Kardeş kardeş oynayamayacağım bir dünyaya...Bu insanlar tam da bu yüzden benden haz etmezler genelde, çünkü benim doğrudan yüzüme yansır hissettiklerim. Kalbimden ve aklımdan geçenlerin, alnımdan kırmızı dijital yazılarla geçerek karşımdakine yansıması gibi... Benim için aksi mümkün değil. Kendi aile ortamımda bile beceremedim bugüne kadar. İçim acırken, ağlarken, sinirliyken, üzgünken, düşünceliyken hiç dışıma başka türlüymüş gibi yansıtamadım.
      Ne acı ki şarkı söyleyebilmek istiyorsam eğer, bu dünyada bu dünyanın kurallarına ayak uydurmam gerekiyormuş. Düz olmak işe yaramıyormuş, hatta düz olmamak gerekiyormuş. "Sivri" olmak gerekiyormuş.
      Çok komik bir durum olmuştu albüm ilk çıktığında. İzlenme oranı yüksek, benim için önemli bir tv programına çıkmıştım, orada bulunduğum süre içinde de ettiğim kelimeler "teşekkürler, evet, hayır" olmuştu, "Yağmur"u playback söylemiştim, bir de bir-iki soruya cevap vermiştim. O programdan sonra "ne kadar sıkıcı kız, hiç konuşmuyor" gibi cümleler duymuştum ve okumuştum. Halbuki ben, tam da büyüklerimin bana öğrettiği gibi kimsenin sözünü kesmemeye çalışıyordum -hele de yanımda Türkiye'nin en iyi seslerinden biri kabul edilen biri otururken- saygısızlık etmemek adına, ama garip bir şekilde de benim dışımda herkes aynı anda konuşuyor, birbirinin konuşmasını bölüyor, daha da garibi anlaşabiliyorlardı. Ceynur o programda bir "sivri"lik yapsaydı, hafızalardan silinmeyecek bir çıkış mesela, muhtemelen bugün daha çok tanınıyor olurdu.
      - Ama benim amacım insanların beyninde öyle yer etmek değil ki?! Şarkı söylemek...
      - :) Olmaz Ceynur, insanlar seni merak etmezse, talep de etmezler. O zaman da şarkı söyleyemezsin. Söylersin de, evde bulaşık yıkarken, efendime söyleyeyim ütü yaparken falan... Öyle büyük konserler vermek hayal olur. 
      E ne oldu? Sesim güzelmiş, iyi şarkı söylüyormuşum, daha da önemlisi şarkı söylemek en sevdiğimmiş, ne önemi var? İnsanların gözünde hiçbir önemi yok. Hem de hiç... Hiç........
İnsan sevdiği işi yaparsa, çok daha başarılı olurmuş. Çok inanırdım ben buna , ama burada bir ikileme düşmüyor değilim. Şarkı söylemekten gerçekten keyif almayan insanlar daha "başarılı" oluyorlarsa, başarıya giden yolda ben baya yanlış adımlar atıyorum demektir. Burası benim için doğru yer mi? Hedefim hayallerime kavuşmaksa, bu yolda herşey mübah mıdır? Yapmalı mıyım? Yapabilir miyim?  Sorular, sorular, bitmeyen sorular... Nerede cevaplar???

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder